Uluslararası Yat Sektörü Çalışanları Derneği (PYI Global), 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren 7590 sayılı Kanun’un deniz turizmine etkilerine ilişkin bir değerlendirme yayımladı. Açıklamada, denizde can emniyetini artırmayı amaçlayan düzenlemelerin önemine dikkat çekilirken, ticari yat işletmelerini ilgilendiren yaptırımların sektörün operasyonel yapısı ve risk profili dikkate alınarak yeniden değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
PYI Global Yönetim Kurulu Başkanı Levent Baktır, deniz güvenliğinin sektörün de temel öncelikleri arasında yer aldığını belirterek, tartışmanın güvenlik anlayışından değil, güvenliğin nasıl sağlandığına ilişkin uygulamalardan kaynaklandığını ifade etti.
Baktır’a göre yeni düzenleme kapsamında ticari yatların, konteyner gemileri, petrol tankerleri, LNG gemileri ve diğer büyük ticaret gemileriyle aynı yaptırım sistemi içinde değerlendirilmesi sektörün en önemli itiraz noktalarından biri. Farklı operasyonel yapıya ve risk seviyesine sahip deniz araçlarının aynı idari yaptırımlara tabi tutulmasının, ölçülülük ilkesi açısından yeniden ele alınması gerektiğini belirten Baktır, risk esaslı bir yaklaşımın daha dengeli sonuçlar doğuracağını dile getirdi.

Düzenlemede yer alan, Asgari Gemiadamı Donatım Belgesi’nde eksik bulunan her personel için 250 bin TL idari para cezası öngörülmesinin de özellikle küçük ve orta ölçekli deniz turizmi işletmeleri üzerinde ciddi ekonomik etkiler oluşturabileceğine dikkat çeken Baktır, ceza sisteminin teknenin büyüklüğü, yolcu kapasitesi, işletme ölçeği ve ihlalin niteliği gözetilmeden uygulanmasının sektörde kaygıyla karşılandığını ifade etti.
Baktır, uygulamada mücbir sebepler ile kasıtlı ihlaller arasında da yeterli ayrım yapılmadığını belirterek, hastalık, ani personel ayrılığı, ulaşım iptalleri veya sağlık sorunları gibi işletmenin kontrolü dışında gelişen durumların da aynı yaptırım kapsamında değerlendirilmesinin hakkaniyet tartışmalarını beraberinde getirebileceğini söyledi.
Bir diğer önemli başlığın ise düzenlemenin turizm sezonunun en yoğun döneminde herhangi bir geçiş süreci öngörülmeden yürürlüğe girmesi olduğunu kaydeden Baktır, işletmelerin personel planlaması, sertifikasyon ve operasyonel uyum süreçleri açısından makul bir hazırlık süresine ihtiyaç duyduğunu ifade etti.
Deniz turizmi sektörünün güvenlik standartlarının yükseltilmesine karşı olmadığını vurgulayan Baktır, beklentilerinin cezaların kaldırılması değil, daha adil ve uygulanabilir bir yaptırım sistemi oluşturulması olduğunu belirtti. Ticari yatlara özel bir yaptırım mekanizmasının oluşturulması, cezaların risk esaslı ve kademeli hale getirilmesi, mücbir sebep hükümlerinin netleştirilmesi ve sektör temsilcilerinin düzenleme süreçlerine daha etkin katılım sağlamasının hem deniz güvenliğine hem de sektörün sürdürülebilir gelişimine katkı sağlayacağını ifade etti.
Türkiye’nin yat üretimi, bakım-onarım hizmetleri ve deniz turizmi alanında uluslararası rekabet gücüne sahip olduğunu hatırlatan Baktır, güvenlik hedefleri ile sektörün ekonomik sürdürülebilirliğini birlikte gözeten düzenlemelerin, Türkiye’nin deniz turizmindeki konumunu daha da güçlendireceğini sözlerine ekledi.







